LeftRight

Kategori : Rekabet


Selamlar,

İnternette faaliyet gösteren markaların konvansiyonel (geleneksel) iletişim mecralarında reklam yapmaya başlamasına alıştık artık. Hızlıal, Hepsiburada, Gittigidiyor gibi markalardan sonra Sahibinden.com, Arabam.com ve Hurriyetemlak.com da TV reklamlarıyla karşımıza çıktı.

Sahibinden.com, hepsiburada’nın yapması gerektiğini yaparak liderliğe ve büyüklüğe oynadı. “Ayağına gelsin” gibi hiç bir stratejik içgörü içermeyen bol ünlülü Hepsiburada reklamına karşı, Sahibinden’in reklamı şapka çıkarılacak cinsten. Arabam.com ve Hürriyet Emlak reklamları ise Sahibinden’e sataşan ve onun zayıflıklarından faydalanan iletişim stratejileri yürütüyor.


Bu günlerde pek çok insanın aklındaki soru bu. Acaba Davos’taki “One Minute” olayını entegre bir iletişim kampanyasına dönüştürmeyi başaran, 10 yılı aşkın süredir bu ülkenin başında yer alan ve her seçimde oylarını artıran Erdoğan acaba iletişim becerisini kayıp mı etti? Bu eylemlerde segmentasyon yapmak biz iletişim uzmanları için de sakıncalı. Çünkü bitaraf olduğumu söylediğimde bertaraf olmam gerektiğine dair bir algıyla karşı karşıyayım. Bi taraf olmam gerekiyorsa bugün kendi tarafımdayım, Dücane Cündioğlu


Merhabalar,

Bugün bir tüketici olarak yaşadığım bir deneyimi ve bunun etkilerini anlatacağım. Geçtiğimiz günlerde Media Markt’tan bir fare satın aldım. Bu fareye de gaza gelip neredeyse bir koyun parası verdim. Tam 229 lira! İşin daha ilginci mağazaya yazıcı almak için girmiştim ve yazıcıya 110 lira verdim :) İşin daha daha ilginci bunu şu an bu satırları yazarken fark ettim. İşin daha daha daha ilginci aldığım yazıcıyı acil bir durum için gecenin bir yarısı satın almıştım ve ileride de evde kullanırım diye düşünmüştüm. Ama gelin görün ki yazıcıların içinden sadece enerji kablosu çıkıyormuş. Bilgisayarla bağlantı kuracak kablo olmadığı için o akşam işimi göremedim. Yani hiç yoktan elimde 229 liraya aldığım bir fare ve data kablosu olmayan bir yazıcım olmuş oldu.


Merhabalar,

Günümüz iletişim camiasında hızlı olmak doğru şeyi söylemek kadar önemli. Çünkü söylediğiniz doğru şey o gün içinde insanların gündeminde değilse işiniz zor. Mesele algıların söylediğiniz mesajı yakalamak için ne kadar açık olduğuyla ilgili. Küçük markalar büyük markaları bu noktada daha fazla zorluyor. Çünkü daha dinamikler. Daha hızlı hareket edip gündemi daha hızlı yakalayabiliyorlar. Kurumun yapısıyla da ilgili tabi…


Merhabalar,

Baştan söyleyeyim. Spor, siyaset ve din konularını marka penceresinden bakarak yazmak zor iş. Yaftalanma tehlikesi var. Oysa markalamada ve iletişimde başarı her alanda mevcut. Hele ki yukarıda saydığım üç alanda muhteşem boyutta. Mesela dinler bir pazarlama harikasıdır. İnsanları duyu organlarıyla algılamadıkları bir şeye inandırıyorsunuz. Müthiş bir şey. Ortada resmen hiç bir şey yok. Markanın vaadini gerçekleştirmesi için ölmen gerekiyor. O derece :) Siyaset deseniz orada da laftan başka bir ürün yok. Hayal satın alıyor ve o hayale inanıyorsun. Taraf da tutuyorsun. Futbol da bir pazarlama harikası. Bir grup insan bir topun peşinden koşup 3 direk arasına o topu yuvarlamaya çalışıyorlar ve insanlar bu oyunda seve seve taraf oluyorlar.


Geçmişten bu güne pazarlamada anlayışlar çokça değişti. Ürünlere ulaşmanın zor olduğu zamanlarda üretici kraldı. Bir otomobili, çamaşır makinasını üretebilmek önemli bir güç ve güven göstergesiydi. Artık birçok pazarda (otomotiv gibi) güç tüketicinin eline geçti. Bazı sektörlerde ise kanallar o kadar güçlendi ki üreticiler tüketiciden önce kanalı ikna etmek ve kanalda kendine yer açabilmek için yoğun emek ve para harcar hale geldi. Özellikle perakende sektöründe ulusal marketler tabiri caizse burnundan kıl aldırmıyor. Raf bedelleri, bedelsiz ürünler, kanalın isteğine göre yapılan üretici için karsız kampanyalar bunlardan bazıları. Netice itibariyle üreticinin kral olduğu dönemler pek çok sektör için geride kaldı. Artık kanal da tüketici de benzer ürüne benzer fiyatlarla ulaşabileceğinin farkında.


Merhabalar,

Bu ara pek çok lider markanın stratejisine kafa yormamız gerekti. Lider markalarla takipçilerinin stratejileri arasında büyük farklılıklar mevcut. Bu çok özel bilgiyi de sizlerle paylaşmakta bir sakınca görmedim. Neticede bilgi paylaştıkça çoğalır derler :)

Sevgili arkadaşım ve iş ortağım Eren Özata benzer bir konuda önemli bir yazı kaleme almıştı (Marka Oyununda 2,5 Kuralı). Orada da bahsettiği gibi lider marka rolleri , müceadeleci marka rolleri ve takipçi marka (Ya da markalar, yani diğerleri) rolleri farklılık gösterir.


Merhabalar,

Bir süredir Angry Birds oynuyorum. Ne kadar basit ama keyifli bir oyun değil mi? Android işletim sistemli telefonumla akıllı telefon pazarına akıllı bir giriş yaptım. “Adamlar yapmış abi” safhasını çabucak geçip, bu işin “patlamasının” nedenleri zihnime yağmaya başladı. Yazıp kurtulmak istedim. Bu, sanki insanın çişini tutması gibi bir şey :)

Pazarlama bazı dönemlerden geçti. Dönem dönem ela alıp, akıllı telefon olayına geri dönelim:


Pazarı büyütmenin farklı yöntemleri vardır. Acaba hangi durumda hangi yöntemi kullanmak gerekir?

Tüketiciyi bilinçlendirmek ve pazarı büyütmek için yakın zamanda gözlemlediğim iki farklı yöntem var. Bunlardan birincisi rekabet. Geçtiğimiz sene Uludağ limonata olmayan bir limonata pazarını tek başına yarattı. Uludağ pazarlama müdürünün bahsettiğine göre geçtiğimiz yıl Pazar %800 büyümüş, bu sene ise %200-300 arası. Bu yıl önce Doğanay, sonra Aroma, Cappy, Ülker, vs. derken raflarda limonata ciddi bir yer kaplamaya başladı.