Ağu
04

2014

Bekarlara Sultanlığını Geri Kazandırmak



21. yüzyılın modernitesi beraberinde yalnızlığı da getirdi. Yalnızlık, yani topluma ya da başka bir bireye bağımlı olmadan yaşayabilme bir olanak olarak sunuldu. Sanal ortamın gelişimi de, insanın yalnızlığını fark etmemesi üzerinde çok büyük etkilerde bulundu.

Öte yandan geleneksel aile yapısı, evlenme yaşının ilerlemesi, kişilerin aile kurma ve onu yaşatma yerine kendi kariyerleri odaklı seçimler yapması geleneksel aile yapısına bir nebze de olsa zarar verdi. Geçmişte alışılagelmiş “rıza gelme” anlayışı, yani hayatın ona getirdiklerine razı gelip şikayet etmeme, her bir bireyin ekonomik olarak da kendi ayakları üzerinde durabilmesi ve kendi hayatına yön verme iradesine sahip olduğu inancının gelişmesiyle yok olmaya yüz tuttu. Bazı ülkelerde bu tablo çok daha kötü durumda. Örneğin Rusya’da her 2 evlilikten 1’i boşanma ile sonuçlanıyor. Ülkede kadın nüfusu erkek nüfusundan 10 milyon fazla ve 5 milyon bekar/boşanmış anne yer alıyor. [1] ABD’de ise her 3 çocuktan 1’i ailesiz büyüyor.

Ülkemizdeki durum o kadar kötü olmasa da kentleşme ve modernitenin bir etkisi olarak bekar yaşama ve boşanma oranlarının artacağı tahmin edilebilir. Burada yalnız yaşayan herkes aynı segmentte yer almıyor. Bu kitleyi iki gruba ayırmakta fayda var. Bunlardan ilki evlenme yaşının yükselmesi nedeniyle henüz evlenmemiş kişiler, diğerleri ise evliliklerini sürdürememiş dullar ve dul anne-babalar. Her iki durumda da yalnız yaşıyor olmanın ev içinde bazı kolaylaştırıcı ürün ve hizmetlere açlık doğurduğu aşikar. Özellikle hizmet sektörü (temizlik, çocuk bakıcılığı vb.) bu kitlenin artışından olumlu etkileniyor. Bunun yanında eşlerin ikisinin de çalışıyor olmasının dışarıda yeme içme alışkanlıklarını ve harcamalarını artırdığı biliniyor. Yalnız yaşayan kişilerde bu oranın daha yüksek olacağını tahmin ediyorum. Dondurulmuş gıda ürünleri, mutfakta işleri kolaylaştıran pratik ürünler (Tefal’in Actifry’ı gibi), yarı pişmiş ya da pişmeye hazır ürünler (bunun içine doğranmış soğan, domates vb ürünler de dahildir) artış gösterecek. Kırışmayan kumaşların kullanımı artacak. Prezervatif ve doğum kontrole ilişkin ürünler, bekar yaşamanın artması, çocuk sahibi olma isteğinin azalması ve çocuk sayısının azalması nedeniyle artacak.

Öte yandan bunların üstünde bir çatı kavram olarak “Hedonizm”in yani ben merkezli yaşamın artacağını da söyleyebiliriz. Buna yönelik ürünler de prim yapacak. Yani aile otomobillerinin yanında yalnız ruhun özgüven timsali, pahalı ama az kişilik otomobiller daha çok satacak. Mini Cooper ve New Beetle bu boşluğu iyi dolduran otomobiller oldu. Kent trafiğinde de kolaylık sağlayan, öte yandan büyük bir aileye uzak olduğu izlenimini veren bu otomobiller önemli bir imaj değeri taşıyor. Bir Station Wagon otomobilden çok uzaktalar…

Bu gelişmeleri tahmin etmek şirketler için çok da zor olmayacak ancak önemli olan toplumsal olarak bekar/dul yaşamayı bir eksiklik olarak görmeye devam edip etmeyeceğimiz. Boşanmış ya da belirli bir yaşa kadar evlenmemiş kişiler bu yönüyle halen toplumda “başarısız” olarak görülüyor. Hele ki yaz aylarında Facebook zaman tünelimizden gelinlikli kadın fotoğrafları hiç eksik olmuyorken… Burada bu kitleyi iyi analiz edecek ve onlara toplumda yeni bir kimlik biçecek, tabiri caizse onlara “rövanş aldıracak” markalara ihtiyaç olacak. Tek başına yaşamanın, farklı yönlerden aile kurmaya göre üstünlüklerini gösterecek ikonlara şimdiden ihtiyaç var. Bu şuna benziyor; çocuk sahibi olmanın kafalarda kutsallık derecesinde iyi bir yönü vardır ama Zazoo isimli bir prezervatif markası ortaya çıkıp çocukların sorunlu yönlerini gösterebiliyor ve “Çocuk yapmayın” diyebiliyor. Süpermarketin ortasında istediği şekeri almadığı için babasına sorun çıkarıp rafları alt üst eden bir çocuk ve onun babasına kınayan gözlerle bakan bir kitle hayal edin… Boşanma oranının ve bekar yaşayanların sayısı arttıkça modern hayatımızın yeni normali bu olmaya başlayacak. Bunu normal olarak gören pek çok toplum var. Her ne kadar pek çok hükümet aile kavramını geliştirmek için çaba sarf etse de modern yaşamın kaçınılmaz getirilerinden biri olarak yalnız yaşam artmaya devam edecek